Kullanıcı:
Parola:

Hatırlasın mı?
Sadece Anasayfa üzerinden hızlı giriş yapılabilir.
Kayıt Ol Pano Kılavuzu



Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 28 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Re: Azerbaycan Türk Edebiyatı
İletiTarih: 09 Mart 2008, 00:43 
Çevrimdışı
PATRON 1
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Ocak 2008, 11:45
İleti: 4515
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
burç: BOGA
takım: Galatasaray
nasılsın?: sanane, sen doktor musun?
Rep Puani: 148
benzinli üyebenzinli üyebenzinli üye
XX. asır Azerbaycan Edebiyatı’mn ele aldığı konular ve Dünya Edebiyatı ile, dünya halklarının hayatı ile ilişkileri de bir hayli genişlemişti. Roman bir edebî tür olarak edebiyata yerleşmiş, hayatı genişliği ile kapsamak, dil ve üslûp açısından tecrübe kazanmıştı. Azerbeycan Edebiyatı’nda konusu millî hayattan alınmış eserlerin yanısıra dil ve din açısından ortak noktaların bulunduğu İran ve Türkiye, aynı şekilde Rusya ve Batı ile ilgili romanlar, dramlar meydana çıkmıştı. Böyle bir mevzu genişliği, özellikle romantik üslupta yazan yazarların eserlerinde sürekli olarak dikkati çekmektedir.Esası Mirze Feteli Ahundov tarafından konulan edebî tenkit ve bunun yanı sıra edebiyat tarihçiliği de XX. yy. başlarında hızlı bir gelişme dönemi yaşamaya başladı. Azerbaycan Edebiyatı’nm ilk büyük tarihçisi Feridunbey Köçerli (18631920) Rusça yayınlattığı “Azerbaycan Türklerinin Edebiyatı” (Tiflis, 1903) ve dört ciltlik “Azerbaycan Edebiyatı” eserleri 19001920 yılları arasında meydana çıkmıştı.

Edebiyat tarihçiliği ile birlikte, Köçerli edebî tenkit sahasında da devamlı çalıştı; çağdaş yazar ve şairlerin eserleri hakkında Rus ve Azerbaycan basınında tanıtma ve eleştiriler yazıyordu. Devrin tanınmış şairlerinden Abbas Sehhet’in de îtiraf ettiği gibi, XX. yy. Azerbaycan Edebiyatı mümessillerinin üzerinde Feridunbey Köçerli’nin büyük etkisi olmuştu. O, edebiyatın esas dikkatinin hayata, mevcut sosyal ve mânevi meselelere yöneltilmesinde, üslûp ve mevzu açısından çağdaşlaşmasında önemli roy oynamıştı. Köçerli ile birlikte asrın başlarında hayattan çok erken yaşlarında göçen, tenkitçi Abdulla Sur (18831912) da geniş edebî fealiyet göstermekte idi. Millî Tiyatro’nun hızlı gelişmesi, ayrıca bir tiyatro tenkitçiliğini doğurmuştu.

Şüphesiz, asrın başlarındaki Azerbaycan Edebiyatı’nm, edebî zevk ve üslûplarının farklığına rağmen Azerbaycan yazarlarının, millî kültür ve halka en büyük hizmetleri, son derece kısa bir zaman kesimi içinde Milliyetçilik, Hürriyet ve Demokrasi fikirlerini yayabilmesi ve halkı, gelecekteki ciddî sınavlara hazırlayabilmesi idi.Sınav ve tarihî değişiklikler zamanı ise artık gelmişti. Tarih 300 yıllık Romanovlar sülalesini ve Rusya imparatorluğu’nu yok olmaya götürmekte idi. Ne, Anayasası ve Parlamentosu (Rusiyada bu Duma adı ile hayata geçirilmişti) olan monarşiye geçiş, ne de millî özgürlük ve bağımsızlık mücadelelerine, ihtilallere karşı çevrilen sert Stolıpin rejimi, bu kaçınılmaz yok oluşu durduramadı. Rusya’nın 1914′te başlayan Birinci dünya Savaşı’na katılması ise ülkedeki dağılma, çökme sürecini daha da hızlandırdı. 1917 yılının Şubatında Rusya İmparatorluğu çöktü. Rusya’da iki hakimiyetlilik, daha doğrusu hakimiyetsizlik ve anarşi dönemi başladı. Kendilerini halkın ve memleketin yegâne kurtarıca olarak takdim eder.

Bolşevikler, Rusya’da Burjuva Demokratik Cumhuriyetinin kurulmasını engellediler ve 1917 yılının Kasımında silahlı darbe ile iktidarı ele geçirerek, proletaryanın diktatörlüğünü ilân ettiler.
imparatorluğun merkezinde iktidar uğrunda mücedelenin sürdüğü 19171920 yılları, millî azın lıklar için de, sözde değil fiilen kendi mu kadderatlarını tâyin etme, doğal hak ve hu kuklarına kavuşma için mücadele yılları idi. 1917 yılının Mart ayında Kafkasya’nın yönetilmesi için Geçici hükümete bağlı olarak “Özel Kafkasya Ko miserliği” kuruldu. Komiserliğin bünyesinde Azer baycan Türkleri, Ermeni ve Gürcülerin birer tem silcileri vardı. Ama millî ve dînî farkların son derece keskin şekilde belirdiği bu üçlü kurum, fi ilen yürümedi. 1918 yılı başlarında, yapılan se çimler sonunda “Kafkas Seymi” adını alan yeni hükümet kuruldu.Kafkasya’nın üç esas milletin katılması ile kurulan ve konfederatif bir devlet olan Seym de umutlan gerçekleştirmedi. Dahilî çekişmeler ve millî zemindeki münakaşalar onun yıkılışını hızlandırdı. 26 Mayıs 1918′de Seym’in gürcü milletvekilleri Kafkasya Konfederasoyonu’ndan çıkarak bağımsız millî devletlerini kurduklarını îlân ettiler. Bir gün sonra, 28 Mayıs’ta, Seym’in otuz üç Azerbaycanlı milletvekili Tiflis’te toplanarak meşhur “Mîsakı Millf’yi Azerbaycan halkının İstiklal Beyannamesi’ni kabul ettiler ve bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulması haberini bütün dünyaya duyurdular.

Azerbaycan’ın başkenti Baku, Ermeni ve Bolşevik kuvvetlerin elinde olduğundan, Gence, yeni cumhuriyetin geçici başkenti oldu. Burada ilk hükümet kuruldu, Azerbaycan Millî Ordusu’nun teşkilatlanması için ilk adımlar atıldı; kardeş Türkiye ile diplomatik anlaşmalar yapıldı.1918 yılı Eylülünde, Azerbaycan’a yardıma gelen Osmanlı Kafkas Orduları’mn büyük katkısı ile Baku düşmanlardan temizlendi. Azerbaycan Cumhuriyeti, Türkİslam dünyasının tarihinde ilk cumhuriyet tipli devlet idi ve onun fikir temelini, Azerbaycan yazarlarının ısrarla savundukları Türkleşmek, İslamlaşmak, Çağdaşlaşmak oluşturuyordu.

Türk Dünyası’nın bu ilk Cumhuriyetinin varlığı ancak yirmi üç ay devam etti. Tabii ki, tarih açısından bu, bir göz kırpımıdır. GayriRus milletleri yalan vaadlerle kendi tarafına çeken Bolşevikler, durumlarını nisbeten kuvvetlendirdikten sonra, Rusya İmparatorluğu’nu eski sınırları içerisinde restore etmek girişimlerine başladılar. Yirmi üç aylık bağımsızlık ve özgürlükten sonra Azerbaycan, yeniden İmparatorluğun, ama bu defa kızıl imparatorluğun terkibine dahil edildi.Azerbaycan’ın bağımsızlığı çok kısa sürse de, milletin tarihinde, onun edebiyat ve medeniyetinin tarihinde silinmez izler bıraktı. Evvela, bütün dünya Azerbaycan Türkleri’nin bir millet olarak varlığından ve onların kendi târihî topraklarında özgür, bağımsız, demokratik devletlerini kurmak arzusundan haberdar oldu. Öbür taraftan, Millî Devlet’in teşekkülü Türkçülük ve Milleyetçilik duygularım resmî bir ideoloji durumuna getirdi ve senelerce bu amacm hayata geçmesi uğrunda mücâdele veren edebiyatı büyük çapta etkiledi.
Azerbaycan’m şair ve yazarlan, aydınlar tabakası Millî Devlet’in kurulmasını büyük sevinçle karşıladılar. Cumhuriyet’in simgesinde onlar kendi fikirlerinin zaferini görüyorlardı.




_________________
Ben ve milletim, Tanrının kırbacıyız.
Tanrı kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için bizi gönderir.

Başbuğ ATTİLA


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Azerbaycan Türk Edebiyatı
İletiTarih: 09 Mart 2008, 00:44 
Çevrimdışı
PATRON 1
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Ocak 2008, 11:45
İleti: 4515
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
burç: BOGA
takım: Galatasaray
nasılsın?: sanane, sen doktor musun?
Rep Puani: 148
benzinli üyebenzinli üyebenzinli üye
Bu yüzden de, edebiyat adamlarının büyük bir kısmı Cumhuriyet ilânmdan sonra asla tereddüt etmeden devletin yanında yer aldılar ve becerebildikleri konularda ellerinden geleni yapmaya başladılar. Tanınmış gazeteciyazar ve siyâset adamı, uzun yıllar Rus dilinde yayımlanan, ama Azerbaycan Türkleri’nin hakkım savunan “Kaspi” gazetesinin başyazarlığını yapmış olan Alimerdanbey Topçubaşı Azerbaycan Parlamentosu’nun başkanı idi. Yazar ve besteci Üzeyirbey Hacıbeyli, Cumhuriyetin “Resmî Devlet Gazetesi” olan “Azerbaycan’ın başyazarı olarak faaliyet gösteriyordu. Yazarlardan Abdurrahimbey Hakveridiyev ve Yusuf Vezir Çemenzeminli genç Cumhuriyeti büyükelçi olarak dış ülkelerde temsil ediyorlardı.

Mehemmed Hadi, Abdulla Saik Sultan Mecid Çjenizade, Seyid Hüseyin, Eliabbas Müznib, Cafer Cabbarlı, Ümmi Gülsüm gibi şair ve yazarlar da, 19181920 arasında kaleme aldıkları eserlerde, kendi devletine, özgürlüğüne ve bağımsızlığına sahip olmanın gururundan söz açıyor, milleti binlerce şehidin kanı pahasına elde edilmeş bu bağımsızlık ve özgürlüğü kendi canlarından aziz tutmaya, korumaya çağırıyorlardı. Edebiyatta vatanperverlik, milliyyetçilik duyguları görülmemiş bir genişlik kazanmıştı. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurucularından Memmed Emin Resulzade’nin de yazdığı gibi, 19181920 arasında bütün Azerbaycan’da, kafalarda ve kalplerde bir “Azerbaycan dönemi” yaşanmakta idi. Şüphesiz, bu dönemin gerçekleşmesinde, . geniş halk kitlelerinin yüreklerine yol bulmasında, hakkın ve adaletin, özgürlüğün ve hürriyetin, insan ve yurt sevgisinin tercümanı olarak gerçekleşen Azerbaycan Edebiyatı’nm da büyük rolü olmuştu.

Mahz edebiyatın ve yazarların etkisi ile Azerbaycan Cumhuriyeti, var olduğu sürece, siyâsî mücadelelerini sürdürmekle birlikte bilim, edebiyat ve kültür sahalarında da ciddî adımlar attı. 1919′da Baku Üniversitesi açıldı. Devlet Tiyatrosu ve Yaşıl Kalemler adlı yazarlar birliği kuruldu. Devlet onlarca Azerbaycanlı genci, yüksek öğrenim için Batı Üniversitelerine gönderdi. Parlamento, Azerbaycan Türkçesi’ni devlet dili ilan etti; alfabe ıslahatı projesi hazırlandı, kadınlara hukuk eşitliği verildi vs. İç ve dış düşmanlarla, Karabağ’daki Ermeni kıyamı ve ülkenin çeşitli bölgelerindeki Ermeni katliamları ile, her tarafa bürüyen dağınıklık, ihtiyaç ve toplumsal eğitimsizlikle uğraştılar. Günbegün artmakta olan Bolşevizm tehlikesi ve bu olumsuz şartlar içinde yeni Azerbaycan Cumhuriyeti’nin genç ve tecrübesiz kurucuları, dünya demokraksisinin tecrübesine ve insan haklarının dokunulmazlığına dayanan bir devlet oluşturmak istiyorlardı.

Ama, 28 Nisan 1920 Bolşevik darbesi, bütün bu istekleri kaba bir şekilde yarıda bıraktı. Azerbaycan’da tarihin tekeri yetmiş senelik bir devir için olsa da, geriye döndü. XX. yüzyılın başlarında Azerbaycan’m ku zeyinde olduğu gibi güneyinde de özgürlük ve ba ğımsızlık mücadelesi sürüyordu. 19061911 ara sında bütün İran’ı saran Meşrutiyet hereketinin başmda, Tebriz kahramanı, dünya basınının “Azer baycan Haribaldisi” olarak adlandırıldığı Set tarhan vardı. Güney Azerbaycan Türkleri’nin bu mücâdelesi, kuzeydeki şair ve yazarların eserlerine geniş ölçüde aksetmişti. Özellikle, Mirze Elekbar Sabir, dostu ve çağdaşı şair Abbas Sehhet’in haklı olarak belirttiği gibi, İran Meşrutiyetine, Güney Azerbaycan’daki Settarhan ayaklanmasına bir or dudan fazla hizmet etmişti. 1918′de Azerbaycan’ın kuzeyi Rusya İmparatorluğu’nun esaretinden kur tularak bağımsızlığına kavuştuğunda, ülkenin gü neyinde de Şeyh Mehemmed Hiyabani’nin (1880 1920) önderliğinde Fars zulüm ve baskısından kur tulmak için mücadele sürüyordu. Hiyabani’nin kurduğu Azadistan Cumuhuriyeti de, Kuzey Azer baycan’daki gibi kısa ömürlü oldu. Baku Ruslar’ın eline geçtiği gibi Tebriz de, kan gölünde boğularak yeniden Farslarm, İran hükümetinin kontrolü al tına alındı.)

Kuzeyden farklı olarak, güneyindeki Azerbaycan Edebiyatı’nın çağdaşlaşma, halkla yakınlaşma ve sosyal konuları ele alma bakımından büyük başarılar kazandığını söylemek biraz zordur. Bu da herşeyden önce Güney Azerbaycan Edebiyatı’nın da içerisinde bulunduğu İran’ın kültür durumu ile ilgili idi. Yeni edebî türler batılı fikir ve düşünceler, sadece İran’daki Türk Edebiyatı’na değil Fars Edebiyatı’na da nüfuz edememişti. Ancak, yine de, “Gülüstan” ve “Türkmençay” barış anlaşmalarından sonra Rusya ve İran arasında ikiye bölünen Azerbaycan’m güneyinde edebiyatın tam bir durgunluk içine girdiğini söylemek de doğru değildir. XIX. Yüzyılın ikinci yarısı ile XX. yüzyılın başlarmda Güney Azerbaycan Edebiyatı’nda, Heyran hanım, Nebati, Şükuhi, Halhali, Leli, Serraf, Pürgem, Raci, Mehemmed Hideci, Mirzeli Möcüz, Bayrameli Abbaszade vb. gibi şairler yetişmişti. Eserlerini Fars dilinde yazan Mirze Ağa Tebrîzî, Mirze Abdurrahim Talıbov, Zeynalabdin Marağayi, Seyid Eşref Gilani de Azerbaycan Edebiyatı’nm temsilcileri arasında sayılıyordu. Güneyde Şark Edebiyatı’nm geleneksel şiir şekillerigazel, kaside vs. daha yaygın idi. Ama bununla birlikte, halkın ağır hayatma, problemlerine dikkati çeken bir sıra sembolik eserler, mesnevi ve destanlar da ortaya konulmuştu. Güneydeki edebiyatta dînî konular daha ağırlıkta idi. XIX. yy. sonu ile XX. yy. başlarındaki tanınmış mersiye şairlerinin büyük bir kısmı, bu bölgede yetişmişti.

_________________
Ben ve milletim, Tanrının kırbacıyız.
Tanrı kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için bizi gönderir.

Başbuğ ATTİLA


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Azerbaycan Türk Edebiyatı
İletiTarih: 09 Mart 2008, 00:45 
Çevrimdışı
PATRON 1
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Ocak 2008, 11:45
İleti: 4515
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
burç: BOGA
takım: Galatasaray
nasılsın?: sanane, sen doktor musun?
Rep Puani: 148
benzinli üyebenzinli üyebenzinli üye
Güney Azerbaycan Edebiyatı her zaman daha ilerici, çağdaş ve gelişen bir durumda olan Kuzey Azerbaycan Edebiyatı’nm etkisinde kalmış, onun örneklerinden faydalanmıştı. Mirze Feteli Ahundov, Celil Memmedkuluzade ve Mirze Elekber Sabir gibi büyük edebî şahsiyetlerin eserleri güneyde mükemmel bir edebî örnek gibi kabul edilmiş ve onlarm takipçileri yetişmişti. Özellikle Sabir yergilerinin etkisi güneyde son derece büyük olmuştu. Bu açıdan onun takipçisi Mirza Ali Möcüz’ü tam anlamıyla Güney Azerbaycan’m Sabir’i olarak adlandırmak mümkündür.

XX. yy. başlarmda Fars baskısına karşı İran’da genişlemekte olan millî ve manevî özgürlük mücâdelesinin önünde, Güney Azerbaycan’m şair ve yazaları gidiyorlardı. Onlarm eserleri vasıtası ile güneyde ve bütün İran’da yaşayan Türkler ara sında, biraz zayıf da olsa, “Türk Milliyetçilği” fi kirleri yayılıyordu. Mesela, adım andığım Mirza Ali Möcü, şiirlerinin birinde, yüzünü Türk’ün millî varlığını inkar eden Fars’a çevirerek şöyle ya zıyordu:

S u deyibdir mene anam
A b ki, yox. Y u x u öyretdi uşaqlıqda mene,
X a b ki, yox. İlk defe ki, ç ö r e k verdi mene
N a n demedi.
Ezelinden mene duzdanenemekdan
demedi
Anam e x t e r demeyibdi mene,
Ulduzdeyibo,
Su donanda demiyib y e x d i balam,
Buz deyib o.
Q a r deyib, b e r f demeyib,
Dest demeyib, e 1 deyib o.
Mene heç vaxtı b i y a söylemeyib,
Geldeyibo.
Beli, daş yağsa da göyden,
Sen osan, men de buyam.
Var senin başqa anan,
Vardı menim başqa anam.
Özüme mexsus olan başqa elim vardı menim.
Elime mexsus olan başqa dilim vardı menim.

1925 yıllarına doğru, Azerbaycan’ın gerek kuzeyinde, gerekse güneyinde, edebiyattaki bu özgürlük ve milliyetçilik havasının önünün alındığı görülmektedir. 1920′de Bakü’de iktidarı ele geçiren Bolşevikler, Lenin’in “Edebiyat, parti işinin hizmetinde olmalıdır” sloganım fiilen gerçekleştirerek, tam anlamıyla ideolojiye tâbi, yeni bir edebiyat geliştirmeye başladılar. 1926′da Türk kökenli Kaçarlar Hanedanı’nı yıkarak İran’da iktidarı ele alan Pehlevîler, Güney Azerbaycan’da bir edebî dil olarak, hatta bir konuşma, ünsiyet vasıtası olarak Azerbaycan Türkçesi’ni resmen yasak ettiler. Ama gerek Rus, gerekse Fars şovenistlerinin tüm çabalarma rağmen, bin yıllık bir birikimle gelen Azerbaycan Edebiyatı’nı susturmak, onu bütünüyle Farsçılık, yahut bolşevizm ideolojisinin hizmetçisine, kapı kuluna çevirmek mümkün olmadı; bu edebiyatın asırlar boyu içinde yetiştiği manevî özgürlük ruhu buna kesinlikle imkân vermedi. Azerbaycan yazarları kuzeyde de, güneyde de yeri geldiğinde şerefli ölümü, milletin ve onun kültürünün adını yükselten ölümü mâneviyatsızlığa tercih ettiler. Halk Edebiyatı numuneleri dışında Güney Azerbaycan Yazılı Edebiyatı ağır bir başlık altında tutuldu; Tağı Erani, yahut Samet Behrengi gibi yazarlar, öldürülerek susturuldu. 1920 yıllarından sonra parti kontrolü altında da bulunsa dolgun bir edebî hayat Azerbaycan’ın Kuzeyinde yaşanmakta idi.

_________________
Ben ve milletim, Tanrının kırbacıyız.
Tanrı kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için bizi gönderir.

Başbuğ ATTİLA


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Azerbaycan Türk Edebiyatı
İletiTarih: 09 Mart 2008, 00:46 
Çevrimdışı
PATRON 1
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Ocak 2008, 11:45
İleti: 4515
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
burç: BOGA
takım: Galatasaray
nasılsın?: sanane, sen doktor musun?
Rep Puani: 148
benzinli üyebenzinli üyebenzinli üye
XX. Yüzyıl Azerbaycan Edebiyatı

Azerbaycan Edebiyatı’nın bu son döneminin nasıl isimlendirileceği konusunda, “Glasnost” ve “Perestroyka” ilanından sonra başlayan tartışmalar henüz belli bir sonuca ulaşmamıştır. Edebiyat tarihçilerinin büyük bir kışımı “Sovyet Edebiyatı” terimini kesinlikle kabul etmemektedirler. Gerçekten de, Azerbaycan Sovyet Edebiyatı denildiğinde, bu dönemin edebiyatının özellikleri, millî yönleri gözden kaçırılmış olmaktadır. Edebiyatımız ise, ideolojinin tesirinde kalmış olsa da, bir çok özelliklerini muhafaza etmiştir. Evvela, bu edebiyatta, daha temiz, daha gelişmiş ve zenginleşmiş bir Azerbaycan Türkçesi kullanmıştır. İkincisi, o, eskiden olduğu gibi, Sovyet döneminde de Azerbaycan köylüsünün, Azerbaycan işçisinin hayatını anlatmış, onun millî âdetlerini, millî psikolojisini açıklamaya çalışmıştır. Üçüncüsü, bu edebiyat tür ve şekil açısından daha da zenginleşmiş, Dünya Edebiyatı ile daha sıkı bir ilişki içinde olmuştur. Elbette, yazarların büyük bir kısmı, bunları, belli yasaklar altında gerçekleştirebilmişlerdi. Azerbaycan Edebiyatı’nın gelenekleri ve özellikleri genellikle korunduğundan, 19201980 yılları arasındaki edebî gelişmeler, “Sovyet Edebiyatı” olmaktan çok “Sovyet devri edebiyatı” olarak adlandırılabilir.

Tabii ki, yeni rejim birkaç sene içerisinde kendi edebiyatını olşuturamazdı, Azerbaycan’da Sovyet rejiminin ilk yıllarında, bir dizi şiirler, küçük hikayeler, bir perdeli dram eserleri vs. yazılmıştı. Ama bu eserlerin büyük bir kısmı bedii açıdan hiç bir değere malik değildi. Onlar, sadece propoganda karakterli olmaları ile seçiliyorlardı. Diğer yandan, 1920′den sonra Azerbaycan’daki yazar ve şairlerin en tanınmışları edebî hayata, XIX, yy. sonu, yahut XX, yy. başlarında giren ve adını geniş çapta duyuran insanlar idi. Bu yazarlar arasında, Celil Memmedkuluzade, Necefbey Vezirov, Ebdürrehimbey Hakverdiyev, Süleyman Sani Ahundov, Hüseyin Cavid, Abdullabey Divanbeyoğlu, Ehmed Cavad, Cefer Cabbarlı, Abdulla Şaiq, Memmed Seid Ordubadi, Eli Nezmi, Seyid hüseyin, Semed Mensur vb. vardı. Tabii ki, onlar rejim değişikliğinden sonra da şiir, hikaye, roman ve dram eserleri yazmaya devam ediyorlardı. Ancak, bu yazarların çoğu yeni rejimin propogandasına girmediler. Buna zorlandıkları zaman da, daha evvelki eserleri ve yaratıcılık örnekleri ile tam bir zıtlık oluşturan zayıf eserler ortaya koydular.

Belki bu gibi eserlerin bilerek zayıf, edebî önemi olmayan değerde yazıldığı fikri ileri sürülemez. Ancak, yazarın vicdanını, kalemini, bedii yaratıcılıkta zora koşmanın imkânsız olduğu da açıktır. Sovyet rejiminin ilk senelerindeki Azerbaycan Edebiyatı da bunun yeni bir örneği oldu.Yeni rejime güven duymadığı için göçen, daha sonra, eski yazar dostu, Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti’nin başbakanı Neriman Nerimanov’un daveti üzerine Bakü’ye dönen Celil Memmedkuluzade Molla Nesreddin’de yayımlattığı fıkralarında ve mizahi hikâyelerinde, bu defa da Sovyet cemiyetinin ayıplarını açarak ortaya koyuyor, Sovyet üst düzey bürokratlarının yolsuzluklarını, yalancılıklarını, halkı aşağılayan davranışlarını açıklıyordu. Bütün bunların sonucu olarak 1931′de Molla Nesreddin’in 25 yıllık faaliyetine son verildi. Celil Memmedkuluzade ise hayatının son yıllarını unutulmuş ve terkedilmiş bu durumda geçirdi. Mirze Feteli Ahudov’dan sonra Azerbaycan Edebiyatı’nda ikinci büyük dram yazarı olarak tanınan Necefbey Vezirov 1923′te son derece gönülsüz yazıldığı her satırından belli olan bir piyes yaymlattıysa da, bundan sonra susmayı tercih etti.

Süleyman Sani Ahundov, Abdulla Saik, Abdullabey Divanbeyoğlu, Ebdürrehimbey Hakverdiyev gibi yazarlar esas itibarı ile eski hâtıraları, müşâhidleri ile ilgili konulara ağırlık verdiler ve bu eserlerinde, kendi nesir üslûplarını, edebî kişiliklerini daha açık, daha parlak bir şekilde meydana çıkardılar. Onların çağdaş konularda, özellikle de yeni hayatı, yeni kuruluşu propogandaya yönelik eserleri ise bu yazarların yaratıcılığında yabancı notlar olarak değerlendirmek gerekir.1920 yılı Bolşevik İhtilalinden önce bir şair ve dram yazarı olarak tanınan, Türkçülüğün ihtiraslı mücadelecilerinden biri olan ve rejimin etkisi ile edebî zevklerin, edebî görüşlerin değiştirilmesine büyük tepki gösteren Hüseyin Cavid gibi sanatkârlar ise, bütün baskılara , sıkıntılara rağmen tuttukları yoldan dönmediler. İslam ve Türk büyükleri hakkında başlattığı bir dizi dram eserlerini Sovyet rejimi döneminde de devam ettiren Cavid, “Topal Timur”, “Peygamber” (Hz. Muhammed hakkında), “Heyyam” piyeslerini yazdı. Bazı kaynaklar, onun “Mete Han” ve “Cengiz” piyeslerinin de mevcut olduğunu göstermektedir. Cavid, bu dönemin partili tenkitçilerinden birinin yazdığı gibi, Sovyet ideolojisinin trenine kesinlikle oturmak istemiyordu ve bu inatçılığı XX. yy. Türk Dünyası’nm Shekespeare’i olarak adlandırılabilecek bu büyük şahsiyetin, hayatına mal oldu.

1920′den sonra Bolşevik Azerbaycanma dönmeyen, evvelce Türkiye’de daha sonra ise Fransa’da göçmen hayatı geçiren ve sürekli ihtiyaç içine yaşamasına rağmen, Azerbaycan Edebiyatı tarihine ait araştırmaları Türk ve Fransız dillerinde yayımlatan Yusuf Vezir Çemenzeminli de kabul etmediği, kabul edemediği çağdaş Sosyalist hayatın acı gerçeklerinden, ilmî araştırmalar ve tarihî romanlar kaçıyordu. Onun “Studentler”, “Kan İçinde” ve “Kızlar Bulağı” romanları, Sovyet dönemindeki Azerbaycan nesrinin şüphesiz önde gelen başarıları sırasına dahil edilmelidir. Ama tarihin zırhı da onu çağdaş cellatların elinden kurtaramadı.Ahmed Cavad, Samed Mensur gibi şairler de rejimin istediği konularda değil, kendilerinin istedikleri, daha iyi bildikleri, kalben ve ruhen ilgi duydukları konularda eserler verdiler. Özellikle Ahmed Cavad’m şiirlerinde, Azerbaycan’ın bağımsızlık dönemine duyulan hasret, çok açık görülür. Samed Mensur ise daha çok simgeler yoluyla yeni düzenin aksaklıklarını, onun insan tabiatına aykırı yönlerini öne çıkarıyordu.

Seyid Hüseyin, Kantemir, Hacıbaba Nezerli, Böyükağa Talıblı, Tağı Şahbazi vs. gibi nesir ya zarları da, ilk eserlerini Nisan ihtilalinden önce ya yınlatmıştılar. Onların her biri, ilk otuz.yılın nes rinde kendi imzaları, yaratıcılık üslupları ve mevzuları olan yazarlar olarak kalmıştılar. Zaten ihtilalden evvelki hikayelerinde de ezilenlerin, hakkı verilmeyenlerin savunucusu olarak ken dilerini tanıtmışlardı. Azerbaycan şair ve ya zarlarının çok az bir kısmı Bolşevikler Partisi’nin üyesi olmuşlardı. Buna rağmen hepsi, Bol şeviklerin sözde ilan ettikleri, fakat fiilde ger çekleştirmedikleri, milletlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkı, söz ve vicdan özgürlüğü, de mokrasi vs. hakkında, öteden beri yazmış ol dukları gibi, Bolşevik devriminden sonraki eser lerinde de yazmaya devam etmişlerdi. Görünürde, onları suçlamak için ciddi bir sebep bu lunmuyordu. Ama Azerbaycan Türkleri’ne, özel likle de onların aydın kesimine uygulamak açı sından, her zaman işe yarayan “Pantürkizm”, “Panturanizm” ve “Panislamizm” gibi suçlamalar vardı ve Sovyet yönetimi bu suçlamalar Çarlık Rusyası’nda olduğundan daha insafsızca kul lanıyordu.

_________________
Ben ve milletim, Tanrının kırbacıyız.
Tanrı kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için bizi gönderir.

Başbuğ ATTİLA


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Azerbaycan Türk Edebiyatı
İletiTarih: 09 Mart 2008, 00:47 
Çevrimdışı
PATRON 1
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Ocak 2008, 11:45
İleti: 4515
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
burç: BOGA
takım: Galatasaray
nasılsın?: sanane, sen doktor musun?
Rep Puani: 148
benzinli üyebenzinli üyebenzinli üye
Eski Sovyetler Birliği’nin çeşitli cumhuriyetlerinde, olduğu gibi Azerbaycan’da da Sovyet Dönemi Edebiyatı, rejimin ve onun dayandığı ideolojinin büyük istidatları nasıl mahvettiğinin, onları nasıl saptırıp, yanlış yollara sevkettiğinin acı bir tarihinden oluşmaktadır. Bunun en canlı numunesi Cafer Cabbarlı’nm geçtiği yaratıcılık yoludur. Edebiyat alemine çok erken yaşlarında giren, mizahî ve romantik şiirleri ile, lirikromantik üslupta yazılmış dram eserleri ile çok geçmeden herkesin dikkatini çeken Cabbarlı, gerçekten de nadir bir istidat idi. Genç yaşlarında, Azerbaycan’ın bağımsızlığının ateşli mcadelecilerinden biri olarak tanınıyordu.

Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulmasını ve onun faaliyetlerini içten destekleyenlerden birisi olmuştu. Hatta, bu Cumhuriyet’in çöküşünden bir süre sonra da, onun esas kurucuları olarak tarihe geçen “Müsavat Partisi’nin yeraltı teşkilâtının Merkez Kurulu üyeliğini yapmıştı. Türkçülüğün de ateşli tebliğcilerinden biri olan Cabbarlı 19181919′da, konusu Osmanlı tarihinin son dönemlerinden alınmış; “Trablus’un fethi”, “Ulduz savaşı” gibi gençliği heyecana getiren sahne eserlerini yazmıştı. Türkçülük ruhu, yazarın “Kız Kalesi” adlı manzum romanının da temel özelliğidir. Bir dram yazarı olarak Cabbarlı, kabiliyetini, özgünlüğünü Aydm, Oktay Eloğlu, gibi eserlerinde de koruyabilmişti. Ancak, yeni rejimin etkisi altında, onun sanat hayatında bir dönüş oldu. Bu dönüşten sonra Cabbarlı, evvelki fikir ve eserlerine eserler yazmaya başlamıştı. Böylece, diğer çağdaş Azerbaycan yazar ve şairleri gibi Cafer Cabbarlı’nm da yaratıcılığının iki farklı dönemi, iki farklı yüzü ortaya çıkmıştı. Erken yaşlarında hayattan göçmesi, belki de onu bir yazar olarak tam yenilgiye uğramaktan, edebî sîmâsını ve otoritesini bütünüyle kaybetmekten koruyabilmişti.

Bolşevikler Partisi cemiyet içerisinde kuvvetli bir ideolojik silah olan edebiyatın gelişmesini kendi başına bırakmamıştı. Yazarların, özellikle de eski nesilden olan yazarların hak ve hukuklarını kısıtlayan ilk parti kararı 1925′te yayımlandı. Burada Sovyet rejiminin tarafına kayıtsız şartsız geçmeyen tüm eski yazalar, çığırtkanlı olarak değerlendirilir ve zararlı bir “ölüyü” tuttukları ilan edilir. Bu yazarların bir kısmı, 1934′te Moskova’da Birinci kurultayı yapılarak kurulan Sovyet Yazarları Birliği’ne kabul edilmemişti.

Tabii ki, eskileri bir kenara atan yeni rejim, kendi şair ve yazarlarım yetiştirmeyi de ihmal etmiyordu. 1920′li yılların sonunda, Azerbaycan Edebiyatı’na Süleyman Rüstem, Semed Vurgun, Memmed Rahim, Resul Rıza, Nigar Refibeyli, Mikayıl Müşfik, Osman Sarıvelli, Hüseyin Mehdi, Mirze İbrahimov, Süleyman Rehimov, Mir Celal, Ebülhesen vs. gibi şair ve yazarlar gelmişti. Onlar genellikle yeni konularda eserler yazıya, yeni toplumun insanlarını edebiyata sokuyorlardı. Bu şair ve yazarların eserlerinin ideolojik yönünü bir tarafa bırakırsak, onların mükemmel şiir tekniğine sahip olduklarım, çağdaş Rus ve Dünya Edebiyatı’nın tecrübesinden yaratıcı bir şekilde faydalandıklarını, Azerbaycan Türkçesi’ni bir edebiyat dili olarak arındırmak ve zenginleştirmek yolunda çaba gösterdiklerini, bu arada eserlerinde halkın tarihî ve işgalcilere karşı mücâdelesi ile ilgili konuları ele aldıklarını, millî geleneklere, örf ve âdetlere, psikolojiye, hayat tarzına büyük önem verdiklerini vs. kaydetmek gerekir.

Bu yazarların içinde, Sovyet ideolojisine gereğinden fazla bağlılığı ile tanınan Süleyman Rüstem gibi şairler de vardı; siyâsetten uzak kalmayı tercih eden, güzel; ve güzelliği dile getirmeyi her şeyden üstün tutan Mikayıl Müşfik gibi tam lirik şairler de vardı. Partinin ikazı ile edebiyata, halkların dostluğu, beynelmilelcilik, emek vs. konulan devamlı şekilde aydınlatmak emri verilmişti. İri hacimli eserlerde, özellikle de roman ve povestlerde mutlaka bir olumlu kahraman tipi verilmeli idi. Zaman geçtikçe Sovyet Devri Azerbaycan Edebiyatı’nda da, eserden esere küçük farklarla tekrarlanan konular ve olaylar oluşuyor maketler ortaya konuluyordu. Mesela, 19301940 yıllarının romanlarında (bu ister Azerbaycan romanı olsun, ister Kırgız, Kazak, Türkmen, Belorus vs.) büyük kardeşler sayılan Ruslar’a her eserde tesadüf olunmakta idi. Adeta bu romanların Azerbaycan Türk’ü, Özbek, yahut Gürcü olan kahramanı başlangıçta bir sürü yanlışlıklar yapıyor ve daha sonra onları Rus kardeşinin tecrübesinin öğrenmekle İslah ediyordu. Bu Rus yüzleri, bir taraftan ihtilal geleneklerinin, öbür taraftan da halkların dostluğunun simgesi olarak, nerdeyse her esere girmişti. Kolhoz konusunda, halkların dostluğun konusunda, emek konusunda, 19301940 arasında yazılan eserlerin çoğu bu günün edebî zevk ve düşüncesi ile bakıldığında son derece basit ve sun’i gözükmektedir.

1937′de Sovyet lideri Stalin ve onun çevresindekilerin başlattıkları büyük terör, Sovyetler Birliği’nin yalnız siyâsî hayatında değil, kültür hayatında da her türlü demokratik tavrım fikir özgürlüğünün ve düşünce serbestliğinin önünü kesmek amacı taşıyordu. Azerbaycan Edebiyatı da bu terörden büyük zarar gördü. Bu dönemde, Azerbaycan Yazıcılar Birliği içinde bulunan yazarların yüzde otuzu yok edildi. Millî Edebiyata değerli hizmetleri geçmiş, aynı zamanda kalbi yazmak, yaratmak aşkı ile dolu olan Mikayıl Müşfik, Ahlet Cavad, Ali Nazim, Hacıkerim Samlı, Seyid Hüseyin, Salman Mümtaz, Bekir Çobanzade, Tağı Şahbazi, Hacıbaba Hezerli, Semed Mensur, Büyükağa Talıbh, Kantemir, Emin Abid, Mustafa Kuliyev , Atababa Musahanlı gibi tanınmış şair, yazar ve tenkitçiler, edebiyat araştırmacıları, hiç bir suçişlemedikleri halde kurşuna dizildiler. Uzun süreli hapis cezasma çarptırılan Yusif Vezir Çemenzeminli, Hüseyin Cavid gibi, henüz hayatta iken millî klasikler arasına girmiş meşhur şahsiyetler, Sibirya’nın ebedî buzlaklarında can verdiler. Kuşkusuz, Celil Memmedkuluzade, Ebdürrehimbey Hakverdiyev, Cafer Cabbarlı gibi sanatkârlar birkaç sene önce, kendi ecelleri ile hayattan göçmemiş olsaydılar, onlar da mutlaka pantürkist, panislamist, yahut Japon casusu olarak suçlanacaklardı.

_________________
Ben ve milletim, Tanrının kırbacıyız.
Tanrı kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için bizi gönderir.

Başbuğ ATTİLA


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Azerbaycan Türk Edebiyatı
İletiTarih: 09 Mart 2008, 00:48 
Çevrimdışı
PATRON 1
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Ocak 2008, 11:45
İleti: 4515
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
burç: BOGA
takım: Galatasaray
nasılsın?: sanane, sen doktor musun?
Rep Puani: 148
benzinli üyebenzinli üyebenzinli üye
1937′de, Azerbaycan’da ve eski SSCB bünyesindeki diğer Türk Cumhuriyetlerinde, planlı bir, Aydınların yok edilmesi kampanyası balatılmıştı. Türkiye’de, Batı ülkelerinde, ihtilal öncesi Rusya üniversitelerinde yüksek eğitim görmüş bilim adamları, uzmanlar, hiçbir esası olmayan çeşitli suçlamalarla ortadan kaldırılıyordu. Onların yerini Sovyet ideolojisinin prensiplerine göre eğitilmiş yeni kadrolar alıyordu. Yine planlı bir şekilde, edebiyatta, kültür hayatında eski ile yeni arasındaki her türlü gelenek ve birikim bağlan kırılıyordu. Bunun sonucunda, halkının dününü, geçmişini unutan, hafızasız bir halde yalnız bugünle telkin olunanlarla yaşayan yeni bir neslin yetiştirileceği düşünülüyordu. Özellikle Türk Cumhuriyetleri’nde biribirinin peşince geçirilen iki alfabe değişikliği, halkların adlarının ve tarihlerinin değiştirilmesi, millî dillerin devlet hayatının ve kültürün bir dizi alanlarından, sıkıştırılarak çıkartılması vs. bu amacı hedeflemekte idi.

Ama bütün bu baskılara rağmen Azerbaycan Edebiyatı hiçbir zaman bütünüyle teslimiyet göstermemişti. İnsan hayatına zerrece değer verilmediği büyük terör yıllarında da, bu edebiyat; hakikatleri söylemeye, halkın gerçek tarihini anlatmaya, onun yetiştirmiş olduğu büyük şahsiyetleri tanıtmaya, ondaki neciplik, insanseverlik ve manevî temizlik duygularını eğitmeye gayret serfediyordu. Samed Vurgun’un “Komsomol poeması” olarak adlandırılan manzum romanı, Vagıf dramı, tarihî konularda yazdığı çeşitli poemalar ve şiirler, Sabit Rehman’m “Toy” komedisi, Mir Celal’in “Bir Gencin Manifesti”, Süleyman Rehimov’un “Saçlı”, romanları, Resul Rıza’nm şiirleri, Memmed Sid Ordubadi’nin tarihî romanları vb. eserler bu devrin mahsûlü idi.

İkinci dünya savaşı döneminde, diğer Sovyet Edebiyatlarında olduğu gibi, Azerbaycan Edebiyatı’nda da savaş konusu faşizmin iç yüzünün ortaya konulması, onun insanî olmayan mahiyetinin işlenmesi konusu, şair yazarların eserlerinde esas yeri tutmakta idi. Azerbaycan’ın edebiyat ve sanat adamları cepheye giderek askerlerle görüşür, onların hayatını, düşmana karşı verdikleri savaşları bizzat müşahede eder ve bu duygularla şiir, hikâye vs. yazarlardı. Savaş konusu muharebeden sonraki edebiyatın da sık sık müracaat ettiği mevzulardan biri oldu. Ama tabii ki, savaş döneminde yazılan eserlerle, savaştan sonraki yıllarda, özellikle 19601970 arasında yazılan eserler arasında önemli farklar mevcuttur. 19411945 arası yazılan eserlerin büyük çoğunluğu sadece propaganda yönünde idi.

Bu eserlerin yüksek bedii değerinden söz açmak genellikle imkânsızdır. Şair ve yazarlar Nazilere karşı nefret hissi doğurmaya onların türetmiş oldukları ve türetecekleri dehşetleri açıklamaya çaba gösterir; askerleri öldürmeye, mahvetmeye, yer yüzünden silmeye çağırırlardı. Savaş konusuna 1960′tan sonra yeniden dönen Azerbaycan yazarları ise, artık bu propogandayı bir tarafa bırakarak, savaşın dehşetlerini göstermeye, Nazi, yaput Sovyet askeri olsun, bu savaşa zorlanan suçsuz insanların psikolojisini açıklamaya, burada yaşanan insanî dehşetleri anlatmaya daha fazla yöneliyorlardı. Tabii ki, bu tutum, daha gerçekçi ve hayatî eserlerin ortaya çıkmasına imkân veriyordu.

19401950 yılları arasında Azerbaycan Edebiyatı’na yeni bir edebî nesil gelmekte idi. Nesirde Enver Memmedhanlı, İsmayıl Şıhlı, İsa Muğanna, İlyas Efendiyev, İman Kasımov, Hesen Seyidbeyli, şiirde Bahtiyar Vahabzade, Gebil, Nebi Hazri, Eliağa Kürçaylı, Zeynal Halil, İslam Seferli, Hüseyin Arif, Kasım Kasımzade, sahne eserleri yazarlığında İlyas Efendiyev, Cabbar Mecnunbeyov, edebî tenkit ve edebiyat tarihçiliği sahasında Memmed Arif, Memmed Cafer , Eli Sultanlı, Mir Celal, Memmed Hüseyin Tahmasib vb. yeni ve başarılı eserleri ile tanınmakta idiler. Ama yeni adların, yeni eserlerin ortaya çıkmasına rağmen, edebiyatta henüz esaslı, kökten bir değişiklik gerçekleşmemişti. Böyle bir değişikliğe büyük ihtiyaç duyulduğu, mevcut edebiyatın gittikçe tesir ve halkı eğitmek, ona yol göstermek fonksiyonunu yitirdiğini herkes, ilk önce de, yazarlar anlıyorlardı. Edebiyat, münferit bazı örnekler dışında, otuz yıldır içinde bulunduğu sihirli daireden dışarı çıkamıyordu.

Bu yolda en önemli adım 1956′da atıldı. Bu adım aslında bütün Sovyet rejiminin yönünü mecramı değiştirmeli idi. Ama kısa süre içinde sistem, evvelki haline getirildi. Edebiyat ise, şişenin içerisinden çıkan cin misali idi ve onu yemden evvelki yerine geri götürmek imkânsız idi. 1956′da yapılan Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin XX. Kurultayı’nda, Stalin döneminin vahşet ve rezaletlerinin, devletin uzun seneler boyu kendi vatandaşına karşı yürüttüğü terörün korkunç manzaralarının açıklanması, herkesten daha fazla edebiyat adamlarının dikkatini çekti. Sovyet cemiyetinde, bir meteor gibi birden bire gözüküp yok olan yenileşme ve demokrasi meyilleri, Nikita Hruşov’un başarısızlığı ve görevden alınması ile sonuçlanan ilk “açıklık ve yeniden yapılanma” çabaları, dönemin Azerbaycan Edebiyatı’nı da belli bir ölçüde etkiledi. Bu devre kadar bir kısmı, parti kararlarını şiire ve nesir eserlerine çevirmekle meşgul olan kalem sahipleri, yayınladıkları kitapları, edebiyata getirdikleri konu ve kahramanları, kısaca tüm yaratıcılık yollarını bir daha gözden geçirmek zorunda kaldılar. Diğer taraftan, edebiyata XX. Parti Kurultayı’nın getirdiği yenilik ve demokrasi hevesiyle giren genç şair ve yazarlar da, eski yanlışları tekrarlamaktan kaçınarak, yeni konu ve kahramanlar, yeni üslûp ve yazı tarzı, yeni ruh ve zevkler ortaya koymaya, can atıyorlardı.

_________________
Ben ve milletim, Tanrının kırbacıyız.
Tanrı kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için bizi gönderir.

Başbuğ ATTİLA


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Azerbaycan Türk Edebiyatı
İletiTarih: 09 Mart 2008, 00:50 
Çevrimdışı
PATRON 1
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Ocak 2008, 11:45
İleti: 4515
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
burç: BOGA
takım: Galatasaray
nasılsın?: sanane, sen doktor musun?
Rep Puani: 148
benzinli üyebenzinli üyebenzinli üye
196O’lı yılların başlarından itibaren, Azerbaycan nesrinin ve şiirinin, Sovyet rejimi döneminde devamlı şekilde müracaat ettiği geleneksel, bıktırıcı konular, bir grup yazarların yaratıcılığında yeni mevzularla yer değişti. Petrol rafinerilerinden ve kolhoz tarlalarından edebiyata getirilen ve gazete makalesi kahramanlarını hatırlatan sun’î insan tiplerinin yerini, bütün zıddiyet ve mürekkeblikleri içinde gerçek, canlı hayâtın içerisinden alınmış hakiki insanlar almaya başladılar. Önceden çizilmiş basit, cansız edebî tasarımlar üzerine biribirinin peşince sıralandırılmış basit olaylardan kurulan romanların yerini, insanın ihtiraslı özündeki, psikolojik tutumu ve hakikat aktarışlarının öne çıkarıldığı, gerçek inandırıcı bedîi eserler aldı. Nesrin yalnız konuları, kahramanları değil, dili, üslûbu, tasvirleri, yazı mekanizması da tedricen değişmeye, yenileşmeye başladı. 19301950 arasındaki bazı roman ve hikayelerdeki tasvirciliğin, durgunluğun, üslûbî basitliğinin yerini, bir taraftan klasik ve Çağdaş Dünya Edebiyatı’nm tecrübesine, öbür taraftan ise zengin Azerbaycan Halk Edebiyatı’nm, Celil Memmedkuluzade, Ebdürrehimbey Hakverdiyev, Hüseyin Cavid vs. gibi tanınmış yazarların ve şairlerin edebî birikim ve geleneklerine dayanan, gerçek bir edebîlik ve bediîlik tutmaya başladı.

Tabii ki, yukarıda belirtilen bütün bu yenileşme, hareketleri, 19601ı yılların edebiyatında birdenbire kendisine yer bularak muhkemlenemezdi. Sadece, bu yıllardan itibaren edebiyatımızda, aynı şekilde millî kültür sahalarında, sonraki yıllarda daha da gelişen, daha da hızlanan ve tedricen edebî hayatı tümü ile kapsayan bir akımın, bir yazarlar neslinin ilk adımları atıldı. Kuşkuşuz, cemiyetin yegâne hâkim gücü olarak tanınan Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin tarafından defalarca takdir edilmiş ve artık kendi geleneklerini, hatta kendi klasiklerini yetiştirmiş bir edebiyatın karşısına çıkmak, onu tarih sahnesinden silmeye çalışmak o kadar da kolay bir iş değildi. Ve, bu sorumluluğu üzerine alan yazarlar, şairler neslinden büyük cesaret istiyordu.

Eski Sovyetler Birliği’ndeki diğer Millî Edebiyatlarla birlikte Azerbaycan Edebiyatı’nda da bir sorumluluk ve cesaretle adım atıldı. 1960′tan sonra Azerbaycan şiiri, nesri, sahne edebiyatı, edebî tenkidi hızlı bir yenileşme ve değişme dönemi yaşamaya başladı. Aslında bu yenileşmenin temelinde, büyük ölçüde geçmişe, eski edebî geleneklere, Halk Edebiyatı an’anelerine dönüş arzusu yatmakta idi. Yeni yazarlar ve şairler nesli, Azerbaycan Edebiyatı’nm tabii gelişmesinin, rejimin zoru ile durdurulduğu döneme dönüyor ve gelenekleri kırıldığı noktadan alarak devam ettirmeye çalışıyorlardı. Bu dönemin Azerbaycan Edebiyatı için insanın sosyal faaliyeti ve yönleri değil, onun iç dünyası, yaşantıları, duyguları, milletine ve toprağına bağlılığı daha önemli idi. Bu yeni edebiyattaki insan, millî olmakla birlikte, beşerî yönleri ile dikkati çekiyordu. O, belli bir cemiyette geçerli olan düşüncelerin dışında, belli bir millete has olan özelliklerin yanısıra bir beşer evlâdı, bir çağdaşımız gibi de tasvir olunuyordu. Tabii ki, kosmopolitizmin milliyetçilik, yurtseverlik duygularını; evrenselciliğin bir topluma, bir memlekete bağlılık hissinin yerini almasına kesinlikle imkân verilmiyordu.

1960′h yıllarda edebiyata giren Anar, Elçin, Sabir Ahmedov, Maksut ve Rüstem Ibrahimbeyov kardeşler, Ekrem Eylisli, daha sonra Mevlüd Süleymanlı, Memmed Oruç, Ramiz Rövşen vs. gibi yazarlar yahnız edebiyatın yönünü bütünüyle insana çevirmekle yetinmediler, nesrin şeklinde, üslûbunda, tahkiyesinde de bir dizi değişiklikler gerçekleştirdiler, ilk defa onların eserlerinde Azerbaycan nesri yeniden eski Azerbaycan nağıllarınm (masallarının) ve destanlarının sihirli, esrarengiz havası ile teneffüs etmeye başladı. İlk defa onların eserlerinde Avrupa nesrinin ilk olarak denediği “şuur akımı” Millî Edebiyat’a başarı ile tatbik edildi. Onlar (tabii ki, bu yazarların da her birinin ferdî yaratıcılık şekli ve üslûbu vardır. Sadece, bir edebî neslin temsilcileri olduklarından ve yaklaşık aynı, yahut benzer edebî ilkeleri savunduklarından tümü hakkında “Onlar” kelimesini kullanmayı uygun görüyoruz.) roman türünü de şekil, üslûp ve konu açısından değiştirdiler; buradaki millî özellikleri koruyarak onu çağdaş dünya romanı standartlarına uygun hale getirdiler. Bu açıdan Elçin’in romanları daha ilginçtir. Onun, birbiri ardınca yayınladığı ve okuyucular, edebiyat araştırmacıları arasında büyük ilgi doğuran, Mahmut ve Meryem, Ağ Deve, Ölüm Hükmü romanları, geçmişle şimdi, yaşanmış tarihle, yaşanacak geleceği büyük başarı ile bir araya getirmenin, mitolojiyi, sembolleri başarı ile kullanmanın ve bütün bunlarla birlikte canlı ve inandırıcı kalmanın açık örnekleridir.

Çağdaş Azerbaycan şiiri de, son 2025 yıl zarfında konu, biçim ve keyfiyet açısından büyük değişiklikler yaşamıştır. Artık millî sanat için, şiirin slogana çevrilmesi, parti kararlarının ve günün olaylarının nazma çekilmesi dönemi arkada kalmıştır. Çağdaş Azerbaycan şiiri gittikçe artan bir ölçüde yurt sevgisi, millî düşünce terbiyesi, tarihî gerçekliklerin olduğu gibi anlatılması, insamn zengin iç dünyasının tasviri vs. gibi konulara önem vermiştir. Bahtiyar Vahabzade, Memmed Araz, Neriman Hesenzade, Gabil, Sabir Rüstemhanlı, Halil Rıza Ulutürk, Cengiz Alioğlu vb. Azerbaycan şairlerinin eserleri, çağdaş şiirin dil ve üslûp açısından nesirde olduğu gibi, bir kendine dönüş süreci yaşadığını, burada Halk Edebiyatı’nm, özellikle de halk şiirinin geleneklerinden başarılı bir şekilde yararlanıldığını göstermektedir. Edebiyata yetmişli yılların ortalarında giren ve bugün artık adlarını, imzalarını kabul ettiren genç şairlerin eserleri ise, Türk şiirinin daha eski dönemlerine dayanır, Türk poetik tefekkürünün daha eski katlarını tarihin hafızasından almayı ve onu yaşadığımız günlerle bağlamayı amaçlıyorlar. Yeni şiirin temsilcileri olarak tanınan genç şairler, yüzlerce yıllık Azerbaycan şiirinin ve çağdaş dünya sanatının tecrübesinden yararlanmakla birlikte, Türklüğün ilk çağlarının edebî ürünlerinin ruhu, havası ile dolu olan, “Göktürk abideleri”nin, “Kitabi Dede Korkut” destanının, Hoca Ahmet Yesevî ve Yunus Emre şiirinin etkisini kendi üzerlerinde daha fazla hissetmektedirler. Şiir dili de buna uygun bir şekilde değişmiştir. Burada, eski Türk şiirinin sanat ölçüleri ve şekilleri kullanılmaktadır. Tabii ki, bununla birlikte genç şairlerin eserlerinde, Türklüğün eski tarihine, Şaman felsefesine, Türk kahramanlarının hayatına ve kişiliğine merak ta önemli ölçüde artmıştır.

Azerbaycan Edebiyatı’nda şiir her zaman öncül, sürükleyici mevkide olmuştur. Halkın hayatında büyük değişikliklerin yaşandığı, onun özgürlük ve bağımsızlık mücâdelesi verdiği, kendi devletini kurmak çabalan gösterdiği ve savaştığı bu dönemde de, şiir güncelliğimi, mücâdele ruhunu, halkı seferber etmek işlevini korumaktadır. Azerbaycan şiirinin tanınmış isimlerinden olma Memmed Araz’m, Halil Rıza Ulutürk’ün vb. şairlerin ateşli davetkâr şiirleri, edebiyatm Türkiye’nin Kurtuluş Savaşmda olduğu gibi halkın yanında olmasının, onunla birlikte soluk almasının bir simgesi sayılabilir.

1950′den sonraki Azerbaycan sahne eserleri ilk sırada İlyas Efendiyev’in adı ile ilgilidir. Yirmiden fazla dram eserinin müellifi olan bu yazar, kendi eserleri ise Çağdaş Azerbaycan Tiyatro Sanatında kırk senelik tarihî ve gelenekleri olan bir “İlyas Efendiyev Tiyatrosu” oluşturabilmiştir. Esasen, nesir yazarı ve şair olarak tanman Anar, Bahtiyar Vahabzade, Neriman Hesenzade, Rüstem İbrahimbeyov vb. de günümüzün ciddî meseleleri üzerine kaleme alınmış dram eserlerinin ve komedilerin yazarları olarak yurt içinde ve dışında tanınmaktadırlar. Sovyet döneminde diğer cumhuriyetlerde olduğu gibi Azerbaycan’da da, aldığı eğitim nedeni ile eserlerini Rus dilinde yazan Azerbaycan şair ve yazarları yetişmişti. Onların, Maksud ve Rüstem Ibrahimbeyov kardeşler, Çingiz Hüseyinov, Alla Ahundova, Siyavuş Memmedzade vs. gibi temsilcilerinin millî konuları ele alan, millî psikolojiyi ve karakteri kapsayan eserleri eski Sovyetler Birliği’nde iyi biliniyordu. Cengiz Aytmatov, Mar Bayciyev, Rehim Ferhadi, Timur Pulatov, Olcas Süleym vb. gibi, eserlerini Rus dilinde yazmak zorunda kalan diğer Türk kökenli yazarlarla birlikte Rusdilli Azerbaycan yazarları da çağdaş Rus nesrine bir, şark havası ve psikolojisi getirmek açısından Rus ve diğer Sovyet Edebiyatlarını etkilemişlerdir.

1946 da Azerbaycan’ın güneyinde Seyid Cafer Pişeveri’nin başkanlığı altında kurulan AzerbaycanCumhuriyeti, FarsAmerikan işbirliği sonucu olarak yıkıldıktan sonra, Güney yazar ve şairlerinin büyük bir kısmı Kuzey Azerbaycan’a, Bakü’ye göç ederek burada yerleştiler. Sovyet devri Azerbaycan Edebiyatı’nda “Güney ” konusunun kuvvetlenmesi de bu tarihten itibaren başladı. Aynı zamanda Bakü’de, Güney Azerbaycan Edebiyatı’nm Balaş Azeroğlu, Medine Gülgün, Söhrab Tahir, Ali Tude vb. tanınmış temsilcileri Güney Edebiyatı’nm varlığından haber veren eserlerini yayınladılar. Tebriz’de ise bu dönemde, büyük Şehriyar, Haydarbabaya Selam adlı eseri ile, burada Türk ruhunun, Türk dilinin ölmediğini tüm dünyaya bildirdi. 1979 yılı İran İnkılabından sonra, edebiyat ve kültür açısından güneyde bir canlanma yaşanmaktadır. Burada Azerbaycan Türkçesi ile yayımlanan “Varlık”, “Yol”, “Dede Korkut” vs dergiler etrafında Dr. Cavad Heyet, Hemid Nitki, Hebib Sahir, Kerim Sönmez, Seherd vb. gibi istidatlı, milliyetçi ruhlu, çağdaş düşünceli şairler toplanmıştır.

Azerbaycan Edebiyatı gerek klasik mirası gerekse son senelerin edebî mahsulleri ile dünya çapında tanınmaktadır. Bu edebiyatın onlarca, yüzlerce örneği dünya dillerine çevrilmiş, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, Amerika’da Azerbaycan Edebiyatı üzerine bir dizi araştırmalar yapılmıştır.

Bugünün Azerbaycan yazarları, bin yılların arkasından ulu ozanların, hayatlarmı halk uğrunda meş’aleye çevirmiş büyük sanatkârların, Nesîmî’lerin, Fuzûlî’lerin, Vâgif’lerin, Ahundov’larm, Sabir’lerin, Mirze Celil’lerin yolunu, güvenle inançla devam ettiriyorlar. Bu edebiyatm yolu onu yaratan, onu asırlardan beri yaşatan halkla birlikte geleceğe doğrudur.


Kaynak: “Azerievi.Com“

_________________
Ben ve milletim, Tanrının kırbacıyız.
Tanrı kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için bizi gönderir.

Başbuğ ATTİLA


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Azerbaycan Türk Edebiyatı
İletiTarih: 16 Temmuz 2008, 10:10 
Çevrimdışı
GELİŞMİŞ ÜYE
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Mayıs 2008, 21:20
İleti: 536
Cinsiyet:
burç: IKIZLER
takım: Galatasaray
Rep Puani: 5
lpg'li üye
teşekkürler


_________________



Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 28 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Git:  
cron
who's online
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
phpBB SEO Online casino reviews, gambling industry news
Gizlilik Bildirimi


Valid XHTML 1.0 Transitional